Karımla evlendiğimizde baldızım minik bir okullu kızdı. Sempatik, kilolu, yaygaracı bir kız. Ama iki yıl içinde gelişti, serpildi, genç kız oldu. Hem de ne kız. İncecik belli, düzgün bacaklı, iri göğüslü, afet mi afet bir şey. O etli dudakları, iri yeşil gözleri, uzun sarı saçları, havalı yürüyüşü tüm erkekleri dönerek baktırıyordu kendine. Hiç fena gözle bakmadım baldızıma, bizlere kalmaya ulaştığında sere serpe mini eteğiyle bacaklarını sergilediğinde, denize gittiğimizde mayosunu geren göğüslerini, önündeki kabarıklığı gördüğümde, banyo yaptıktan sonrasında havluya sarınıp kaygan saçlarıyla, su damlacıkları parıldayan uzun çıplak bacaklarıyla çıktığında, gezmeye gittiğimizde önümde daracık mini etekle yürürken diri kalçalarının etlerinin titremesini, sağa sola sallanmasını izlediğimde…

Yanındayken korumam gereken bir varlıktı o. Karımın kızkardeşi. Akrabam. Baldızım. Sadece geceleri fantazilerimde benimdi. Hep hayallerimde sevişmeye devam ettim baldızımla. Minik sahneleri büyütüp geliştirdim, hayaller kurdum, seviştim. Oturma odasında uyurken baldızın açılmış bacaklarını örttüm, gece hayalimde o bacakları açıp içerisine girdim, saatlerce evirip çevirdim, kıvrandırdım zevkten inlettim, bağırttım.

Sonunda baldızım evliliğe ilk adımını attı ve yurtdışına (Almanyaya) gitti. Yılda bir kere gelebiliyor, kısa zaman kalıp gidiyordu. Daha da olgunlaşmış, harika olmuştu. Bacanağın işleri sebebiyle baldız hep sadece kalıyordu, bazen de uçağa atlayıp yanımıza geliyor, ara sıra uzun zaman yanımızda kalıyordu. Bir gün gezmeye gitmek için giyindiğimiz sırada baldızın şiddetli karın ağrısı başladı. Makyaj için girdiği yatak odasından inlemelerini duyunca fırlayıp yanına gittim. Baldızım ellerini karnına bastırıp koca yatakta kıvranıyordu. İki büklüm oluyor, vücudu şekilden şekile giriyordu. Bu sırada acıdan kıvrandığında elbisesinin etekleri yukarıya toplandı, ince siyah çoraplı bacakları açıldı, küloduna kadar gözlerimin önüne serildi hazineleri. Şu seksi, beni bitiren çoraplardan giymişti, dantelli, işlemeli. Külodu tanga idi, amının arasına girmiş, am dudaklarının içinde kaybolmuştu. Elbisesinin açıldığının bilincinde değildi. İnliyordu, yatağın üzerinde sağa sola yılan benzer biçimde kıvrılıyordu vücudu…

Kocası yoktu yine, ben vardım onu korumak için. Ablası da telaşlanmış, hemen doktora götürmemi istiyordu. Baldızı kucakladım, doktora götürmek üzere beline sarılıp merdivenlerden inmesine yardım ettim. Düşmemesi için sıkı sıkı sarılmıştım. Biryandan telaşlanıyor, diğer yandan bu muhteşem vücudu kollarımın arasında tuttuğum için seviniyordum. Sol kolum belinde, sağ elimle de parmaklarımı pençe gibi geçirdiğim sağ kolunu tutuyordum. Kolunu acıttığımı söyledi. Kendimden geçmiş, canını yakmıştım güzel baldızımın. Özür diledim. Doktora gittik, ihtiyaç duyulan tedaviyi uyguladılar, ilaçlarını aldım. Bacanağa kızıyordu ilgilenmediği için, bana minnet dolu gözlerle bakıyordu. O gece ve hemen sonra yeni fantaziler geliştirdim. O acıyla kıvrılan vücudu hayalimde zevkle kıvranıyordu, şehvetle sarılıyordu bana, duyduğu arzuyla, aldığı zevkle inliyordu, bağırıyordu fantazilerimde.

Ertesi yıl izine bir tek geldiğinde takıldım baldızıma, “Bacanağı yalnız bırakmasaydın Nilaycım, yaramazlık yapabilir orada. Ne de olsa serbest memleket sizin orası!” dedim. Baldızım da, “Merak etme enişte, bacanağının o taraklarda bezi yok, bir yıl yalnız kalsa aramaz o!” dedi. Şaşırmıştım, “İnsan senin benzer biçimde bir hanımı yalnız bırakır mı hiç?” diyebildim. Baldızım, “Neden enişte?” diye sordu. Gülerek işi şakaya boğdum, fakat sözlerim hakikatı yansıtıyordu, “Gençsin, güzelsin, çapkınlar seni huzurlu bırakmazlar. Asılırlar. Senin gibisini buldular mı kaçırmazlar kızım. Hem yapayalnız bu kadar gün geçer mi?” dedim. Baldızım, “Sen varsın ya enişte…” dedi. Değişik bir ses tonuyla söylemişti bunu, (Sen varsın ya, bir tek bırakma sen de, güzelsem bu güzelliği sen değerlendir!) diyordu sanki. Bir an gözlerinin için bakıp kalakaldım, ne diyeceğimi bilemedim. Bir an suskunluktan sonra, aklımdan geçenleri anlamış gibiydi, ilave ediverdi, “Korursun doğrusu beni, Çapkınlara yedirmezsin!” dedi.

“İyi de sen burada, bacanak orada. Erkek adamın canı kesinlikle bir şeyler isteyecek. Sen de yoksun…” dedim. “Boş ver enişte, dedim ya, aramaz o!” dedi. “Peki sen Nilaycım? Sen de mi aramazsın?” diye sordum. “Bacanağını mı arayacağım? Bırak enişte…” dedi. Sesinin tonundaki acılık içime dokunmuştu. Güzel, yeşil gözleri dolu dolu olmuştu. Uzatmadım ben de, konu değişti, başka şeylerden bahsetmeye başladık. Ama mesajı almıştım, bacanak doyuramıyordu baldızımı, Sekse açtı. Karıma da anlatmış durumu. Doğruydu, ilgilenmiyordu bacanak onunla. İş bahanesiyle dışarı çıkıyor, içiyor, evde tartışıyor, arkadaşlarıyla geziyordu…

Bir gün işten geldiğimde kapıda beni baldızım karşıladı, sarılıp yanaklarımdan öptü, sonrasında çekilip bana baktı, “Üçgen vücutlu eniştem benim!” dedi. Beğeni vardı gözlerinde. Geniş göğsüme, geniş omuzlarıma bakıyordu. Yine işi şakaya boğdum, “Hadi canım, abartma!” diyebildim. Ama gece yattığımda hayallerimde yapmadığımı bırakmadım baldıza. Altımda ezdiğimi, sikimi bastıra bastıra amını siktiğimi, zevkten bağırttığımı hayal ettim…

Ertesi gün baldız benden telefonunun ayarlarını değiştirmemi istedi yanıma oturup. Hava sıcaktı, askılı ince bir bluz vardı üstünde. Ben telefonla uğraşırken baldız eğilip istediği değişimleri söylüyor, yaptıklarımı izliyordu. Başbaşa vermiştik. Yanımda oturuyordu mini şortuyla. Gözümün ucuyla o güzelim bacaklarını izliyordum. İyice sokuldu, göğüsleri koluma i·lişki ediyordu. Gözüm telefonda, tüm duyularım göğsünün yaslandığı sağ kolumdaydı. Biraz daha yanaştı, baldızın taş gibi memesi kolumun pazusunda eziliyordu şimdi. Hissediyordum, bilhassa yapıyordu bunu. Ama görüntüde tüm ilgisini telefona vermiş, göğsünün ezildiğinin farkında değilmiş gibiydi. İçimden telefonu fırlatmak geliyordu, Şeytan kulağıma fısıldıyordu sanki: ‘At telefonu elinden, her istediğini ver! Seviş, öp, okşa baldızını!’ diye. Ama tekrar hiç bir harekette bulunmadan sona erdi her şey. Telefonunu ayarlayıp uzattım, teşekkür etti ilgilendiğim için.

Bir uzun bayram tatilinde Almanya’ya onların yanına gittiğimizde, yanımıza prezervatif almayı unuttuğumuzdan oradan almak zorunda kaldık. Dile basit, dört hafta kalacaktık Almanya’da. Dil bilmediğimizden, Kaufhof’da karım mecburen utana sıkıla baldızın yardımını istedi. Karımın, “Acaba geniş midir? Eniştene dar gelmesin buranınkiler?” diye sorduğunu duyduğumda, baldızımın gözleriyle karşılaştı gözlerim. Baldız gözümün içine, birşeyler anlatmaya çalışır gibi derin derin bakıyordu. O gece karımla sadece kaldığımızda kullandık prezervatifi. Karımın amında gidip gelirken gözlerimi kapadığımda, baldızımın bana ilgiyle bakan gözlerini görüyordum.

Yine bir gece hep birlikte bir eğlence yerine gittiğimizde, süper mini siyah eteği vardı baldızın altında. Düzgün, sütun gibi bacakları ince siyah çorapları, ince yüksek topuklu ayakkabıları, askılı siyah dekolte bustiyeriyle, yine o hayallerimdeki Vamp hanım olmuştu. Bütün gece gözlerimi baldızın dans ederken kıvrılan seksi vücudundan alamadım. Nefisti.

Almanya tatilimiz bitip Türkiye’ye döndüğümüzde baldızım aklımdan çıkmıyordu hiç. Aradan geçen bir sene boyunca Almanya’daki kısacık beraberliğimizde yaşadıklarımızı düşünüyor, olanları geliştiriyor, fantaziler kuruyor, senaryolar yazıyor, küçük anlık anılarla avunuyordum. Karımla sevişirken gözümü kapatıp hep balzımla ilgili hayaller kuruyordum. Karımla sikişirken, baldızın yanıbaşımızda, yatağın kenarında bizim sikişmemizi seyrettiğini, eli eteğinin altında külodunun arasında kendini doygunluk ettiğini, dayanamayıp soyunduğunu, çıplak vücudunun yanımızda, yatağımızda zevkle kıvrandığını, ablası ile sikişirken kendimi tuttuğumu, boşalmadığımı, karımı sikip Orgazm ettikten sonra baldızımla sikişmeye başladığımı, baldızın sekse susadığını, her isteğime arzuyla yanıt verdiğini hayal ediyor, bu hayalle sikim olmadığım kadar sertleşiyor, karıma saldırıyordum.

Geçtiğimiz yaz olan oldu. Baldız tekrar işini bırakamayan bacanağı Almanya’da bırakıp çocuklarla gelmişti tatile. Havaalanında karşıladık, özlemle sarıldım baldızıma. Yanaklarından öptüm. Göğsüme bastırıp bir an sıkıca sarılıp bıraktım. Gerçekten özlemiştim. Önceden planladığımız benzer biçimde ertesi gün hep birlikte Bodrum’a dinlence köyüne gittik. Rezervasyonu evvelinde dışarıdan yaptırdığımızdan yerli turist yoktu hiç. Baldız çocuklarla yandaki Bungalow’da kalacaktı, ben ve ablası da geniş tek yataklı bir odada. Hepimiz iki odaya dağıldık, karım evlatları havuza bırakıp geldi, geniş yatağa serilip kaldı, yol yorgunluğu ve sıcak etkilemişti. Bense derhal denize dalmak, uzun yolculuğun yorgunluğunu ve terini denizde atmak istiyordum. Hemen üzerimdekileri atıp, çırılçıplak, mayomu aramaya başladım…

Mayomu bulduğum anda kapı açılıverdi, baldız fırtına gibi daldı odaya, “Haydi ulus, denize iniyoruz, hazırlanın acele!” diye bağırdı neşeyle. Öff, bir içim su gibiydi baldızım tekrar. Genç kızlığındaki şeklinde değildi elbette, fakat o balık eti vücudu kadınlığının en tatlı en gösterişli dönemini yaşıyordu. İki çocuktan sonrasında hala taş gibiydi. Göğüsleri daha da irileşmişti. Bikinisinin üstü zor kapatıyordu memelerini. Altını sormayın. Minicikti. Amının hemen üzerinde başlıyor, bacaklarının arasında mini bir üçgen görünüyordu sadece. Yanları ip benzer biçimde fiyonk yapılmıştı. Çekiversen çırıl çıplak her şeyiyle meydana çıkacaktı derhal!

Benim onu süzdüğüm gibi o da beni süzmüştü, gözleri aşağıdan yukarıya beğeniyle gidip geldi bir an. Birden başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Anahtarı üstünde bıraktığımız kapıyı çalmadan ansızın odaya dalan baldızımın seksi vücudunu seyrederken çıplak olduğumu tamamen unutmuştum. Ve cinsellik abidesi baldızımı izlerken doğal olarak sikim sertleşmiş, dimdik oluvermişti. Baldızın yanakları kıpkırmızı olmuş, gözlerini ayırmadan önümdeki mızrağa bakıyordu. Hemen banyoya koşup mayomu geçiriverdim altıma. Karımın gözleri kapalı, hiç bir şeyin farkına varmamıştı. Baldızımsa yanakları hala kıpkırmızı bana bakıyordu.

Kollarımı açtım, “Ben hazırım! Ama tembel ablan uyumak istiyor bu sıcakta!” dedim. Karım da, “Yaa, başım ağrıyor yine. Siz gidin olmaz mı?” dedi gözlerini açmadan, “Sen klimayı ayarla, serin serin sessizlikte uyursam biraz kendime gelirim. Siz evlatları alıp gidin, eğlencenize bakın.” diye ekledi. Baldızım da, “Tamam abla. Merak etme, ufaklıklara biz bakarız. Onlar çocuk havuzuna daldılar bile. Sen dinlenmene bak. Ben bütün sene hasret kaldım güneşe. Hemen gitmem lazım, hadi görüşürüz abla. Hadi enişte bizler gidelim!” dedi. “Tamam Nilaycım. Haydi gidelim. Düş önüme bakalım!” dedim ve odadan çıktık…

Baldızla konuşa konuşa, o önden ben arkadan, denize inen dar yolda ilerlemeye başladık. Şimdi arkadan izliyordum baldızı. Geniş kalçaları, ince beli harikaydı. O ince bele bir de altın zincir takmış haspa, bitirdi beni. Ayak bileğinde Halhalı parlıyor, topuklu terliklerinin üstünde seke seke, kalçalarını kıvıra kıvıra gidiyordu, ‘Nazo Gelin’ gibi. Mayomu zorlamaya başlayan şiddeti olduğu şeklinde o kalçaların arasına yerleştirmek istiyordum. O taş benzer biçimde yuvarlak kalçaların titremesini sikimin ucunda sezmek istiyordum…

Baldız, “Yaa enişte, kusura bakma, kapıyı çalmam lazımdı, heyecandan aklıma bile gelmedi senin odanın ortasında mayo giyeceğin…” diye özür diledi. “Önemli değil canım. Asıl sen kusura bakma. Hata bende dediğin benzer biçimde, odanın ortasında mayo değiştirmek, mal mülk meydanda…” diyince, baldız kahkahayla güldü, “Evet enişte, mal beyanında bulunman lazım senin!” diye espiri yaptı. Bu lafı duyunca gözlerimi zorla kalçalarından ayırıp hayretle yüzüne baktım. Hem konuşuyor, aynı zamanda başını geri çevirmiş, bana bakıyordu. Kalçalarını seyrettiğimi anlamıştı. Kızardım. Baldız ise fettan gözleriyle mayomun önünü kabartan tümseği işaret edip, gülerek, “Enişte bana böyle bakmaya devam edersen malın mülkün iyice artacak, ona nazaran!” dedi. Baldıza cevap vermeye kalmadan çocuk havuzuna varmıştık…

Çocukları izledik, neşeyle suda çırpınıyorlardı. Baldız, “Hadi enişte, bunların tadı yerinde, hepimiz denize atalım kendimizi!” dedi. “Gidelim baldız da…” dedim. “Eee? Ne oldu? Gelmiyor musun yoksa?” diye sordu baldız. Çocuk benzer biçimde dudaklarını sarkıtarak sormuştu bu suali. O köfte dudakları ye beni, ısır beni diyordu adeta. Ben de gülümseyerek, “Geliyorum gelmesine de, sadece sen mayo giymeyi unutmuşsun!” dedim, üzerine giydirildiği o amını götünü zor örten küçücük bikinisinin altını göstererek. Anladı, güldü kahkahayla. Gülmesi de seksiydi bu kızın. İnsanın içini eritiyordu. “Amaann enişteee!” dedi gülerek, koluma girdi ve “Deniz kenarı burası, hepimiz çıplak baksana!” diyerek etrafımızı gösterdi. Doğruydu, etrafta ancak yabancı turistler vardı, mayolu, bikinili, üstsüz, tangalı. Boy boy, renk renk, çeşit çeşit…

“Ne bileyim kızım yaa. Onlar giyer, turist onlar!” dedim. Baldız gülerek, “Tamam işte enişte, ben de turistim, Avrupadan geldim. Onlar benzer biçimde giyinebilirim ben de!” dedi. Ben de gülerek, “İyi hiç değilse, oldu olacak üstünü de çıkar, tam gezgin olursun onlar şeklinde…” dedim. “Niye olmasın enişte? Onlardan bir eksiğim mi var? Bak iyi aklıma getirdin…” demesiyle elini boynuna götürüp bikini üstünü indirivermesi bir oldu. Kalakaldım. İri memeleri tüm güzelliğiyle meydandaydı şimdi. Offf… Harikaydı! Elimi uzatıp avuçlamamak, o üzüm tanesi şeklinde olmuş meme uçlarını öpmemek için kendimi zor tutuyordum. Sanki hipnoz olmuş şeklinde, kurşun yemiş benzer biçimde kalakalmıştım. Gözlerimi memelerinden ayıramıyordum. Ne kadar bu durumda kaldığımı bilmiyorum. Baldız gülerek koluma girip ilerleyince kendime gelebildim.

Baldız, “Aman eniştee! Sanki hiç meme görmemiş gibi bakma öyleki! Hadi gel denize girelim de, kimse görmesin kıymetli baldızını. Baldızını kıskandın mı yoksa?” dedi. “Çok gördüm görmesine de, seninkiler başka. Hem ben bacanağın vekiliyim burda. Seni korumam lazım…” dedim. Suya girmiş, ilerliyorduk bunları konuşurken. Dipteki çakıl taşlarından ayağını korumak için parmaklarının ucunda yürümeye çalışıyor, dengesini korumak için kolumu tutup bana yaslanıyordu. Üstsüz memelerini yaslamayı da ihmal etmiyordu. Çaktırmamaya çalışıyordum, umarsamaz şeklinde hareket ediyordum ama bu yakınlık delirtiyordu beni. Derinlik fazla değildi, su hala belimizdeydi. Biz iyice erotikleşmeye başlamış muhabbetimize devam ediyorduk…

Baldız, “Yaa? Peki vekil olarak ne yapmaya kanaatkar var enişte?” diye sordu. “Ne gibi Nilay?” derken aslına bakarsak bal gibi anlamıştım ne demek istediğini. Denize değil, tehlikeli sulara girmiştik biz de. Bizi içerisine çeken bir girdabın kenarlarında dolaşıyorduk. “Nereye kadar yetkilisin yani? Sadece kıskanmakla mı yetkilisin? Yoksa vekalet verenin her yaptığını yapabilir misin?” diye sordu baldız. Off! Bu imalı, lastikli soruyu duyunca dağıldım yeniden. Resmen istiyordu kaltak. İçimden, (Ah yavrum, hayallerimde sana yaptığım şeyleri bir bilsen!) diye geçirdim, tekrar de kendimi toplamaya çalıştım, “Sen bu şekilde afeti devran gibi ortalıklarda dolaşırsan kıskanırım tabi. Dikkat çekiyorsun. Erkekler dönerek sana yiyecek benzer biçimde bakıyorlar. Kendimi boynuzlanmış şeklinde hissediyorum!” dedim.

Baldızım, “Boş ver enişte! Bakmaktan ne zarar gelir ki? Güzele bakmak sevapmış derler. Sen de beni güzel buluyorsun herhalde, az ilkin sen de bakıyordun onların baktığı yere!” dedi. “Benim bakmam düzgüsel. Emanetsin bu sebeple. Gözüm benzer biçimde bakmam lazım. Ondan bakıyorum sana!” dedim. “İyi de, emaneti veren senin kadar bakmıyor ki, senin gözün hep üstümde!” dedi. “Yani bunda benim ne suçum var şimdi? Bir içim su gibisin. Harikasın!” dedim. “Sahi mi enişte? Gerçekten bakılacak kadar güzel miyim?” diye sordu. “Sorman bile abes canım! Senin en büyük hayranın benim biliyorsun. Şu vücuda baksana. Her zeminin taş benzer biçimde. Fıstık benzer biçimde kadınsın. Seninle olmak için dünyaları verir erkekler!” dedim. “Amann eniştee! Utandırıyorsun beni. Abartma bu kadar, şımarırım yoksa!” dedi.

Durdum, kendime çevirdim, ellerini tutup havaya kaldırmış, vücuduna bakıyordum. Dalgalarla minicik bikinisi bir görünüyor, bir kayboluyor, kaygan tenindeki kaygan ince bikini kumaşı amının kabarıklığını gizleyemiyor, bütün hatlarıyla belli ediyordu. Soğuk su iri göğüslerinin uçlarını kabartmış, üzüm tanesi büyüklüğünde beni delirtecek şeklinde görünüyordu. Ya o çıplak göğüslerinden dimdik aşağı inen kaslı göbeği. Baktıkça bakasım, o minnacık göbek deliğini yalayasım geliyordu. “Yalan mı söylüyorum kızım? Şu güzelliğe bak! Bu güzellikle bakılmak da, şımarmak da hakkın senin. Sen Pazar günü doğdun herhalde baldız, Tanrı seni boş gününde özene bezene yaratmış!” dedim şakalaşarak.

Baldız güldü yeniden, “Ah sağol eniştem. Teşekkür ederim!” deyip kollarını boynuma uzattı, öpmek için yanağıma uzandı. Hafif eğilerek uzanmış, arada bir kaç santim mesafe bırakmıştı, normal Enişte-Baldız öpüşmesi düşünüyordu herhalde. Ama bende dayanacak hal kalmamıştı, baldızın beline sarılıp sertçe kendime çektim aniden ve dudaklarının kenarından öptüm baldızı. O vaziyette kalakaldık. Ne o kollarını çözmüştü boynumdan, ne de ben belini bırakmıştım. Öylesine duruyorduk yüzyüze. Dudakları aralanmıştı. O etli dudakları. Gözlerime bakıyordu, gözlerimin içerisine. O öpülesi göğüs uçları göğsüme sürtünüyor, bitiriyordu beni. Bir an çevremize baktım, kimsenin baktığı, aldırmış olduğu yoktu. Hani oracıkta, suyun arasında birleşsek, kimse umursamayacaktı. Bizim şeklinde öpüşenleri, birbirlerine sarılıp okşayanları, suyun arasında neşeyle oynaşan çiftleri görebiliyordum. Yanımızdan bizlere bakmadan, hafifçe gülümseyerek geçip gidiyorlardı. Herkes kendi havasındaydı.

Kolumun çemberini birazcık daha daralttım, hafif sıktım, biraz daha sıktım. Göğüsleri göğsümde eziliyordu şimdi. Bırakmadan, bir iki adım ileri gittim, su belimizi aşmıştı şimdi. Elimin birini aşağı kaydırıp kalçalarını da bastırdım. Kasıkları önüme yapıştı. Suyun arasında bu afetle sarmaş dolaş olmam sikimi taş benzer biçimde yapmıştı. Sert ve kalınca sikim mayomun arasında isyan ediyor, kabardıkça kabarıyordu. Baldızın kasıkları bu kabarıklığa yaslanmıştı şimdi. Dalgaların etkisiyle sağa sola öne arkaya sallanıyorduk, bu hareket de kasıklarımızın birbirine sürtünmesine yol açıyordu. Sikim zonklamaya başlamıştı. Damar damar attığını hissediyordum. Acı veriyordu, patlayacak gibiydi…

Baldız birden, “Enişte…” dedi kısık sesle. Göğüsleri inip kalkıyordu, dudaklarını yaladı. Kurumuştu dudakları. “Efendim canım?” dedim. Benim de ondan bir farkım yoktu. Olduğum yerde boşalacaktım nerdeyse. “Enişte, ben… ben…” dedi. “Söyle güzelim?” dedim. “Enişte dizlerim titriyor. Tut beni. Sarıl bana!” dedi. “Tutuyorum canım. Merak etme. Seni bırakmam. İstesen de bırakmam!” dedim. Sımsıkı sarılmıştım baldızıma. Kendimizden geçmiştik. Etraftaki insanoğlu umurumuzda değildi. Başını boynuma gömdü. Alev gibiydi nefesi, boynumu yakıyordu. Kalçalarında dolaştırdım elimi. Islak bikini altını avuçlayıp sıktım suyun arasında. Diğer elim sırtını, boynunu, saçlarını okşuyordu…

“Enişte… Yapma…” diye kıvrandı kısık sesle. “Ne yapmayayım Nilay?” dedim. Bu yaptığını yapma. Yapamayız…” dedi. “Neden?” diye fısıldadım kulağına, “Neden yapmayalım? Söyle bana!” dedim. “Doğru değil enişte. Biz… ablam… kocam…” dedi. Bunları söylerken ne kollarını çözmüştü, ne de uzaklaşmak için gayret sarf ediyordu. Kollarımın arasında ezilmekten şikayetçi değildi. Ökseye ele geçirilmiş kuş benzer biçimde titriyordu sadece. Dudaklarımla yanaklarını okşarken fısıldadım ben de, “Kocan yanında değil, her zamanki gibi. Ablan da başı ağrıdığından ilacını almış, mışıl mışıl uyuyor, ben de yalnızım her zamanki şeklinde. İkimiz varız. Sen ve ben. Ben seni isterim. Hem de senelerdir istiyorum seni, biliyor musun?” dedim.

“Biliyorum enişte! Bakışlarından. Hareketlerinden. Anlaşılmayacak benzer biçimde değil ki. Öyle bakışın var ki içimi eritiyordu baktığın vakit!” dedi. “Peki sen? Sen istemiyor musun? Sen de açsın biliyorum. Ablan anlattı neler bulunduğunu, salak bacanak seni ihmal ediyormuş hep!” dedim. “Doğru enişte. Doğru. Ayda bir aklına eserse istiyor beni. O da benim zorumla oluyor. Olduğu da iki dakika. Ne öpmek, ne sevmek… İki dakikada, erkenden boşalıyor, arkasını dönüyor bana. Ben de kadınım enişte. Mutlu olmak benim de hakkım. Başka erkeklere gidemedim. Orospu olmak istemedim. Lezbiyen ilişkiye bile girdim. Ama olmuyor. Aynı şey değil enişte. İçime attım her şeyi. Neler yaptım ilgisini çekmek için neler. Sexy iç çamaşırları, kıyafetler, jartiyerler, kokular…” dedi.

“Ooohhh… Anlatma Nilay, bitiriyorsun beni. Seni o halde görmek için neler vermezdim!” diyebildim. “Bak işte enişte, sen anlatmamla tahrik oluyorsun, kocam yanımdayken ilgilenmiyor. Hem şey…” dedi. “Söyle canım, çekinme. Çekinecek bir şey kalmadı artık. Sen beni gördün, ben seni görüyorum!” dedim. “Doğru. Seninkini gördüm. Bizim sorunumuz da bu galiba…” dedi. “Neymiş sorun? Anlayamadım?” dedim. “Küçük enişte. Kocamınki küçük. Seninkinin yanında ufacık kalır. Şimdi anlıyorum, kocam komplekse girmiş, ondan sevişmiyor benimle. Seninki gibi değil…” deyip başını çevirip etrafa bakındı. Kimsenin bizimle ilgilenmediğini, her insanın kendi halinde bulunduğunu görür görmez, elini aramıza soktu, suyun altında mayomun üzerinden sikimi avuçlayıverdi…

Beklemiyordum bunu. İrkiliverdim. Bir inilti koptu benden, “Ohhh Nilayy! Ne yapıyorsun?” dedim. “Mmmm. Enişte lütfen bırak, dokunayım ona. Odada seni çıplak gördüğümden beri bunu yapmak için yanıp tutuşuyorum. Bırak okşayayım, reel erkeklik neymiş hissedeyim!” diyerek eli mayonun dışından, sertleşmiş, taş benzer biçimde olmuş sikimi okşuyordu. Gözleri yarı kapalı zevkle yapıyordu bunu. Ben de elimle taraftan mayomu hafifçe indirdiğimde, suyun arasında bile alev şeklinde yanan parmaklarını sikimin gövdesinde hissettim. Parmaklar gövdeyi sıkıca kavrayıp sıktı. Dudaklarını uzattı, ilkin yavaşça dudaklarını okşadım, sonrasında alt dudağını emmeye başladım.

Baldız kısık sesle, “Enişte ne kadar güzel. Damarlarını hissediyorum. Ne olur götür beni, seviş benimle. Dayanamıyorum artık. Ohhh. Hadi enişte! Yanıyorum ben. Söndür baldızının ateşini enişte!” diyordu. “Ben de dayanamıyorum canım. Bitirdin beni. İstersen bırak, boşalmak üzereyim…” dedim. “Öyleyse bırak kendini enişte!” diyerek parmaklarının baskısını arttırdı. Suyun arasında mastürbasyon yaptırıyordu bana. Fazla dayanamadım, kasılmaya, spermlerimi boşaltmaya başladım. Elini çekip boynuma sarıldı. Dudaklarını dudaklarıma bastırıp emmeye başladı. Birbirimize sarılmıştık. Çıplak bedenlerimiz birbirine sımsıkı i·lişki ediyor, memeleri göğsümde eziliyor, sikim aramızda eziliyordu. Kasılmalarım bitince bir an hareketsiz kaldım…

Sonra ilk kendine gelen baldızım oldu, “Haydi gel enişte, benim odamda devam edelim. Acele et, dayanacak halim kalmadı artık!” dedi. Mayomu çekip baldızımın ince beline sarıldım, sarmaş dolaş sahile çıktık. Hızlı adımlarla çocuk havuzunun yanından geçtik. Animatörler evlatları toplamışlar, eğleniyorlardı. Dünyayı görmüyorlardı. Hiç durmadan devam ettik tırmanmaya. Bizim odanın kapısını yavaşça aralayıp içeriye baktım, karım deva şişesi başucunda derin uyuyordu hala. Kapıyı örttüm yavaşça ve benden önce Bungalow’a girip kapıyı aralık bırakan baldızımın yanına koştum. İçeri girip kilidi çevirdim.

İnanamıyordum. Yıllardır hayalini kurduğum şey reel oluyordu. Baldızım karşımda duruyordu. O da benim benzer biçimde heyecan içindeydi. Soluk soluğa gözlerini gözlerime dikmiş, ihtirasla bakıyordu bana. Çıplak, ancak bikinisinin altıyla, tanrıça heykeli gibi duruyordu önümde. Göğüslerinin inip kalktığını görüyordum. Uzanıp elini tuttum, kendime çektim, “Tatlım… İstediğine emin misin? İstersen çıkıp gidebilirim şu anda, hiçbir şey olmamış benzer biçimde devam ederiz eski yaşantımıza?” diye sordum. Sarıldı hemen. Dudaklarını uzatırken fısıldadı, “Eminim enişte! Hiç bir şey umurumda değil! Bırakma beni. Sarıl bana. Sen istesen de bırakmam. Kadınlığımı yaşat bana!” dedi.

Günah benden gitmişti artık. Baldızımı kucaklayıp kendime çektim, kollarımın arasına alıp dudaklarına yumuldum. Sımsıkı sarmış, göğsümle memelerini, ellerimle kalçalarını önüme bastırıyordum. Baldızımla tek vücut olmuştuk. Dudaklarını emiyordum. Dilimle aralanan ağzından içeri dalıp dilini okşuyordum. Ensesinden, saçlarından tutup başını arkaya eğdim, dudaklarımı boynunda gezdirdim hafifçe, oradan göğüslerine kaydırdım. Denizde üstünü çıkardığından beri avuçlayıp öpmek için yanıp tutuştuğum göğüsleri en nihayetinde dudaklarımla buluştu. İrileşmiş göğüs ucuna dokunduğumda, “Mmmmm…” diye inledi. Bir zaman oynadım göğüsleriyle, birazcık dudaklarımla okşadım uçlarını, biraz dilimle. Baldızım kendinden geçmiş inliyor, kıvranıyordu kollarımda, “Ohhh… Yapma enişte! İşkence yapma bana! Ahh… Çok güzel! Em onları enişte! Emmm!” diyerek.

Göğüs ucunu ağzıma alıp şiddetle emmeye başladım. Vakum benzer biçimde emiyordum memesini. Baldız saçlarımın içinde parmaklarını dolaştırıyor, kendine çekiyor, inliyordu, “Ooohhh! Çok güzel! Mmmm… Emm! Oohhhh! Bitiriyorsun beni enişte! Ooohhhh…” diyordu durmadan. Bir sağ göğsünü emiyordum, yalaya yalaya diğerine geçiyor, onu emmeye, yemeye başlıyordum. Kıvranıyordu kollarımda. Göğüslerini bırakıp kollarından tuttum, geriye, iki adım ilerdeki geniş, çift kişilik yatağa götürdüm. Usulca yatırdım. Yarım bıraktığım yerden, memelerinden yalayarak aşağıya inmeye başladım. Göbeğine gelmiştim. Dilimin ucunu göbek deliğine soktum, yaladım, ısırdım. Dizlerimin üstüne çökmüştüm. Baldızın bikinisi arasında şehvetle şişmiş, yumruk gibi kabarmış amı önümdeydi.

Elimi zevk suyuyla ıslanmış küçücük bikinisinin fiyonklarına götürüp ikisini birden çözdüm. Şimdi çırılçıplak gözümün önündeydi baldızımın amı. Amının kıllarını ağdayla almış, sadece tam üzerinde ince, uzun bir tutam bırakmıştı Brezilyalı kadınların amlarını traş etmiş olduğu model benzer biçimde. Amının kabarmış dış dudakları ayrılmış, pespembe iç dudakları amının içerisinden fışkıran zevk suyu ile ıslanmış, ışıl ışıl parlıyordu. Sular bacaklarını ıslatarak aşağıya süzülüyordu apış arasından. Dilimle bastıra bastıra yukarıya kadar yalayıp aldım o zevk sularını. Amına geldiğimde dilimi çektim, başımı kaldırıp yüzüne baktım. Dirseklerinin üstünde, dudakları aralanmış, kısık gözlerle beni izliyordu. Parmakları saçlarımın içinde duruyordu. Gözümü aşağıya amına çevirdim, küçük bir öpücük kondurdum amına…

Baldız, “Oohhh! Enişitee…” diye inledi anında, “Yapma…” dedi. “Yapmak isterim canım. Öpmek, yalamak istiyorum. Emmek, dilimi içine sokmak isterim. Sen istemez misin? Bana bırak kendini!” dedim. “Tamam enişte, bana bakma sen. Ne istersen yap! O beceriksiz kocam hiç yapmadı bunu biliyor musun? Ne dili değdi am deliğime, ne de dudağı! Yapamazmış salak! Hadi o zevki tattır bana enişte! Devam et!” dedi. Bir daha, tekrar öptüm amını, öpücüklerle dolaştım etrafında. Baldız bacaklarını Pergel şeklinde açabildiği kadar açtı. Şimdi tam anlamıyla çiçek benzer biçimde açılmıştı amı. Dudaklarımla öpüşür şeklinde amının dış dudaklarında gezindim. Dilimle yalamaya başladım. Dilimi Klitorisine değdirdiğimde ise elektrik çarpmış şeklinde titredi, saçlarımdaki parmakları kasıldı…

Parmaklarımı kalçalarına geçirip kendime çekerek sertleşmiş Klitorisini emmeye, dudaklarımın arasına kıstırıp dilimle yalamaya başladım. Baldızın titremesi devam ediyordu. Kasılmaları şiddetlendi, parmakları saçımı acıtmaya başlamıştı, çekiştirip duruyordu, “Aaahhh… Eniştee… Ne yapıyorsun bana? Ooohhh… Bitiriyorsun beni… Geliyorumm!” deyince, aniden amını yalamayı bırakıp yukarı çıktım. Meme uçlarını sertçe dudaklarımın arasına alıp emmeye başladım. Baldız ne yapacağını şaşırmış, çarşafı avuçlarının arasında sıkıyor, başını sağa sola sallıyordu. Ben göğüslerine yükselince o da kollarını dolayıp kendine çekti sıkıca. Zevkten kendini yitirmiş, Orgazm dalgalarıyla sarsılırken haykırmaya başlamıştı. Dudaklarına yumuldum. O etli, körpe dudaklarını emmeye başladım. Ağzımın arasında boğuldu zevk çığlıkları. Tırnaklarının sırtımı çizerken verdiği acıya aldırmadım. Ben de onun alt dudağını ısırdım…

Bir müddet sonrasında her şey duruldu. Fırtına geçmişti. Yüzüm boynuna gömülü, körük gibi soluyordum. Baldızım da soluk nefeseydi. Diri memeleri altımda inip kalkıyordu. Kendimi yana bıraktım, üstünden kayarak devrildim. Yan yana yatıyorduk şimdi. Baktım, dudağını ısırdığım yerde hafifçe bir kan damlası belirmişti. Dirseğimin üstünde doğrulup işaret parmağımla o kan damlasını aldım, kendisine gösterdim. Fısıltıyla, “Özür dilerim!” diyerek kan damlasını yaladım. Baldız gülümsedi, sex yorgunu bir ifadeyle, “Kanım sana feda olsun eniştem! Hayatımda bu şekilde zevk duymamıştım. Hiç böyle Orgazm olunduğunu bilmiyordum. Zevkten bitirdin beni! Öldürdün zevkten!” dedi.

“İnanamıyorum sana Nilay, bunca yıldır evlisin, iyi mi olur?” diye sormuş oldum. “İnan enişte inan. İşte bu nedenle bıktım evlilikten. Filmlerde, pornolarda bu şekilde boşalan hanımefendileri gördükçe, etrafımdaki kadınlar anlattıkça olması imkansız diye düşünüyordum. Ya bunlar gerçek dışı yapıyorlar diyordum, ya da ben kadınlığımı yaşamıyorum diyordum!” dedi. Baldızım bu tarz şeyleri anlatırken dudaklarımı tüy şeklinde dudaklarında, kulaklarında, yanaklarında gezdiriyordum. Boşta kalan elim ise boydan boya güzel vücudunu tavaf ediyor, her tarafını okşuyordum. Kah göğüslerini, kah dümdüz karnını, göbek deliğini, süs şeklinde bir şerit halinde bıraktığı amının tüylerini okşuyor, parmaklarımı azca ilkin yaşadığı zevk kasırgasıyla sırılsıklam olmuş, ıslak am dudaklarında gezdiriyor, parmak ucumu Klitorisine sürtüyordum…

Dakikalarca bu sexy yaratığa şehvetin en koyusunu tattırmak için uğraşmıştım, ama ben hala aç duruyordum. Sertleşen ve kan hücumundan damarları parmak parmak kabarmış sikim yan durduğumdan onun bacaklarına baskı yapıyordu. Okşamalarımın yanı sıra sikimin sertliğini hisseden baldızım ürperiyor, tüyleri diken diken olmuş, Klitorisi yine sertleşmeye başlamıştı. Artık dayanamıyordum. Doğrulup baldızımın bacaklarını araladım, ağırlığımı vermeden üstüne uzandım. Sikim bacak arasına baskı yapıyordu şimdi. Islak am dudaklarını okşadım sikimle. Kaygan sıvılar sikimin mantarımsı başını kayganlaştırmıştı. Islak kaygan parlamaya başlamıştı sikimin kafası. Biraz daha devam ettim, Klitorisine fırça çektim, suları akmaya başlayan amının girişini, sikimle ıslak am dudaklarını okşadım…

Sıcacıktı. Yanıyordu baldızın amı. Daha içerisine girmeden yangını hissetmeye başlamıştım. Baldız da sikimin şiddetini amının ağzında hissedince bacaklarını birazcık daha araladı, derin bir “Ooohhh” çekti. Boynuma sımsıkı sarılarak dudaklarımdan öpmeye, emmeye başladı. Ben amına fırça çekmeye devam ediyor, sikimi klitorisine bastıra bastıra boylu boyunca okşuyordum. Baldızımın kalçaları hareketlenmeye başlamıştı, içerisine girmemi istercesine hareketler yapıyor, altımda kıvranıyordu. Nihayet dayanamadı, “Oohhh! Hadi enişte, sok artık! Yeter kıvrandırdığın!” dedi. “İstiyor musun? Gireyim mi içerisine?” dedim. “Evet! Gir içime, gir! Sok onu içime! Dayanamıyorum artık! Sookkk!” diye yalvarıyordu baldız.

“Ateş şeklinde yanıyorsun aşkım. Girmemi istiyorsan istemen lazım!” dedim. Baldız şaşırmış bir şekilde, “İstiyorum ya enişte!” dedi. “Aşkım, ne istiyorsan adıyla söyle! Seni sikmemi istiyorsan sikmemi emret! Söyle sikeyim mi seni? O fındık gibi, ıslanmış amına gireyim mi yarrağımla?” dediğimde, “Evet eniştem! Evet! Sik beni! Deminden beri yalvarıyorum sok diye, hadi artık, sok o koca şeyini içime! Yıllarca bunun hayalini kurdum. Ablamla sevişirken çıkardığınız sesleri dinleye dinleye, ablamın acıdan, zevkten bağırmasını duya duya kendimi doygunluk ettim. Kocamın altında yatarken seni hayal ettim. Üstümde yatanın sen bulunduğunu farzettim gözlerimi kapatıp. O kaslı kollarınla beni sımsıkı kucakladığını, üçgen vücudunla beni eze eze becerdiğini hayal ettim. Hele bu sabah seni çıplak gördüğümde öldüm, bittim enişte! O andan beri bunu yemek için yanıyorum. Hadi artık sik beni!” dedi.

“İnan, ben de seni hayal ettim hep! Ablanı sikerken karanlıkta senin yanımızda bulunduğunu, bizi izlediğini, seni de siktiğimi hayal ettim! Ablanla sikişirken yanımızda hep sen vardın!” dedim. “Hadi enişte! İşte şimdi harbiden yanındayım. Altındayım. Sik beni! Amcığım yarağını yemek istiyor! Oohhhh, bak, nasıl yanıyor amım? Hadi artık, o koca yarağını sok amıma! Sik baldızını! Mmmmm, hadi sik beni!” dedi. “Ohhh baldızım benim! Kaygan amcıklım! Merak etme, öyleki bir zevk vereceğim ki sana, senelerin acısını çıkartacaksın!” deyip, sikimin başını am dudaklarına dayadım, yavaşça girmeye çalıştım. Ama tüm kayganlığına, akan zevk sularına rağmen sikim girmekte zorlanıyordu. Nilay da başını kaldırmış, dudaklarını ısırarak, sikimin amına girişini izlemeye çalışıyordu. Dayanamadı, ellerini aramıza sokup amının dudaklarını ikiye ayırdı, “Hadi gir içime eniştemm! Bak senin için açtım kapılarımı. Hadi sok sikini! Amıma sok!” dedi…

Ben hafifçe yüklenince, “Acıyor! Yavaş eniştem! Yavaş sik baldızını! Alışkın değilim bu şekilde büyük yarak yemeye!” diye inlemeye başladı. “Canım benim. Merak etme, senin canını yakamam. Kıyamam sana. Yavaş yavaş sokarım sikimi, alıştıra alıştıra, ıslata ıslata! O güzelim amcığına kıyamam ben! Ohhhh Baldız! Amın o denli dar ki, sanki bakire amı gibi!” dedim. “Aslan eniştem benim! Errkeğimm! Ooohhhh! Senin koca yarağını yemeden bakire sayılırım ben, erkeğimin küçük pipisi açamadı amımı, doyuramadı beni! Sik baldızını! Bacanağın güzel sikemedi beni, sen sik, yarrağa doyur baldızını! Ooohhh! Bak başı girdi, Tokmak gibi duruyor kapımda, sok hepsini!” diyordu baldız.

Yavaş yavaş ilerlemeye başladım. Baldızımın daracık amcığını yara yara giriyordum. İki santim ileri, iki santim geri. İki ileri, bir geri. Dediğim benzer biçimde, alıştıra alıştıra, yara yara! Yarısına kadar soktum, bekledim. Yavaşça ucuna kadar geri çekilip yeniden giriyordum, amından akan sular boydan boya ıslatıyordu sikimi. Baldızımın gözleri kaymaya başlamış, dudakları terlemişti. Kesik kesik soluyordu. Ellerini belime koymuş, ben bastırdıkça tutup engel olmaya çalışıyor, acısı geçince tekrar çekerek girmemi istiyor, girişi çıkışı baldız yönetim ediyordu. Yarısına kadar sokmuştum. Durup bekledim birazcık. Sonra omuzlarından tutup aniden bastırıverdim…

Baldız, “Aaahhhhhhhh!” diye bir çığlık koyverdi, “Amımı yardın enişteee! Koca sikin öldürdü beni! Dur nolur! Kıpırdama! Bekle birazcık! Alışsın! Ooohhh, hiç böyle yememiştim, harikaymış! Amımın içine beton dökülmüş şeklinde, kol girmiş gibi enişte! Anlatılmaz bu zevk! Ne kadar güzelmiş kalınca yarağı içime alması, hem acıyor, hem zevk duyuyorum! Ooohhhh!” diyince, kıpırdamadan durup bekledim. Sonra eğilip dudaklarını yalamaya, öpmeye başladım. Kulak memelerini, boynunu. Daha da eğilip memelerine uzandım. Uçlarını emdim. Baldız inlemeye başladı tekrar. Emerken sikimi milim milim oynatmaya başladım baldızın amında. Sonra git gellere başladım. Yavaş yavaş, santim santim çektim dışarı, ucu göründüğünde yine yavaşça, yara yara girdim. Baldızımın sesi, soluğu kesilmiş, tüm dikkati, bütün duyuları amına girmekte olan sikimde toplanmıştı…

Kasıklarım kasıklarına, sikimin başı ta altına değdi, bastırdım, Klitorisini tüm ağırlığımla ezdim, tekrar yavaşça geri çıktım. Sürekli aynı hareketi yapıyordum. Nilay yine inlemeye başlamıştı. Tırnakları sırtımda geziniyor, başını gayri ihtiyari bir halde sağa sola sallıyordu. Kuruyan dudaklarını diliyle ıslatıyordu. O minik pembe dilini görür görmez dayanamadım, eğilip öptüm o kaygan dilini, dilimle okşadım. İnlemeleri ağzımın içinde kayboluyordu. Parmakları sırtımı okşayarak kalçalarıma inmiş, bacaklarının arasında sürekli hareket halinde olan kalçalarımı okşuyor, tırnaklıyordu şimdi. Ağırlığımı tek dirseğime verip sol elimle memelerini okşuyor, parmaklarımla meme ucunu sıkıp okşuyordum. Hızlanmaya başladım. Mors alfabesi benzer biçimde çalışıyordum, iki uzun bir kısa. İki kısa, bir dip! Kasıklarımdaki (epeydir traş etmediğim) uzun kıllarla, baldızın sertleşmiş klitorisini kah okşuyor, kah bastırıp eziyordum…

Ben kökledikçe baldızım zevkten çıldırmış gibiydi, durmadan, “Ohhh eniştem, iyi mi zevk bu? Oohhhhh, sevişmek buymuş demek ki! Hadi hızlan enişte, dibime dibime göm yarağını! Ohhhh! Koca yaraklı eniştem benim, mükemmel sikiyorsun! Erkeğimm! Kocamm! Ooohhhh geçirr amıma! Tokmakla! Yar beni, yar am deliğimi! Aaahhhh! Ooohhh! Hiç bu şekilde sevişmedim eniştemm, asla bu şekilde sikişmedim, asla bu şekilde sikilmedim! Güçlü erkeğim benim, bastır, ez beni, kemiklerimi kır! Kökle yarağını amcığıma enişte!” diyordu. Baldızın bu tür konuşmalarıyla ben de kendimden geçiyordum ve “Dar amcıklı baldızım benim! Orospum benim! Aşkım benim! Sikimi eldiven şeklinde saran amcığına kurbanlar olurum! Mhhhhhh, ohhhhhhh!” diyerek bastıkça basıyordum baldızın daracık amına…

Baldız birden, “Evvvet enişte! Evvett, işte bu! Bas! Bas! Hızlı bas! Ohhhh! Koca sikinin damarlarına kadar hissediyorum, yumruk gibi kafasını hissediyorum! Aaaahhhh! Ohhhhhh! Geliyorummm enişteeeeeeee!” diye çırpınmaya, kasılmaya başlamıştı tekrar. Baldızın kalçaları inip kalkıyor, dişleri kenetlenmiş, arasından tıslayarak nefes alıp veriyor, başını sağa sola atıyordu. Baldız fısıldaşmayı bırakmış, Orgazm olup boşalırken sesli çığlıklar atıyordu artık. Kimseyi umursadığımız yoktu o anda, duyacaklarmış, göreceklermiş, dünya yıkılsa aldıracak biçimde değildik biz de. Benim de dayanacak halim kalmamıştı, “Ben de geliyorum! Çıkayım mı aşkım?” diye sorabildim soluk soluğa. “Hayır! İçime boşal enişte! Korunuyorum! Boşal, sula içimi! Hadiiii!” dedi. Daha fazla tutamadım, son bir hamleyle sikimi dibine kadar kökledim kaldım ve fışkırmaya, bağıra bağıra baldızın amının içerisine boşalmaya başladım. Bitmek bilmiyordu püskürmem…

Üzerine yığılıp kaldım baldızın. Nefes nefeseydik. İçinden çıkmamıştım. Baldız halen kasılıp duruyordu. Kolları, bacakları kenetlenmiş vaziyetteydi halen. Sonunda sakinleşti. Duruldu. Gem vurulmaya çalışılan kısrak benzer biçimde bir kaç kasılma daha yaşadı, sonra hareketsiz kaldı. Yanına devrildim. İçine boşalttığım spermlerim, ağzı açık kalan amından aşağı süzülüyor, yatağın üstüne akıyordu. Göğsü inip kalkıyor, dudakları örselenmiş, ağzı aleni nefes almaya çalışıyordu. Uzanıp bereli dudaklarına yavaşça bir öpücük kondurdum. Dudakları kıpırdadı, parmağımı bastırıp susturdum. Söylenecek tek kelime yaşadığımız büyüyü bozacak şeklinde gelmişti o anda. Baldızın yeşil gözleri doymuş, mutlu, hayatından memnun bir kedi şeklinde bakıyordu bana…